Cinsel İşlev Bozukluklarında Tedavi

saglik.net.trPazartesi, Haziran 14, 2010


Hazırlayan: Dr. Verda Bitlis Tüzer
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Psikiyatri KliniÄŸi

90′larda cinsel iÅŸlev bozukluklarının Tedavisi Masters ve Johnson’un (1970) çalışmalarından sonraki 25 yılda cinsel iÅŸlev bozukluklarının ele alınması ve tedavisinde önemli deÄŸiÅŸiklikler ortaya çıkmıştır. Masters ve Johnson, kadın ve erkek cinsel iÅŸlev bozukluklarının tedavisinde üç temele dayandırdıkları bir model önermektedirler:
(a) Her iki cinste de paralel, dört-evreli ardışık fizyolojik ve öznel uyarılmanın olması (cinsel yanıt döngüsü);
(b) cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda ve sürmesinde yanlış bilgilenme ve performans kaygısı başta olmak üzere psikojenik faktörlerin önde gelmesi;
(c) Cinsel işlev bozukluklarının çoğunun kısa, sorun-odaklı tedavi yaklaşımlarına (sensate focus yani duyumsal keşif gibi) iyi yanıt vermesi.

Son yıllarda model Azalmış cinsel istek bozukluÄŸu ve cinsel travma veya istismar sonucu ortaya çıkan sorunların tedavisinde de kullanılmaya baÅŸlanmıştır. Öte yandan 1980′lerin başından beri cinsel terapilerde giderek organik ve biyomedikal faktörlerin rolü üzerinde durulmaya baÅŸlanmıştır. Her ne kadar bu durum en çok erektil bozukluk tanı ve tedavisi için geçerli ise de azalmış cinsel istek bozukluÄŸu, erken boÅŸalma ve cinsel aÄŸrı bozukluklarında da önem kazanmaya baÅŸlamıştır. Ayrıca yaÅŸlılarda ve kronik hastalığı olanlarda cinsel iÅŸlev bozuklukları üzerinde fazla durulmaya baÅŸlanmıştır. Psikolojik faktörler açısından da cinsel sorunların baÅŸlamasında ve sürmesinde kaygıdan çok biliÅŸsel süreçlerin-algılama ve dikkatle ilgili süreçler-rolü üzerinde tartışılmaktadır. Buradan yola çıkılarak çoÄŸu zaman cinsel istek ve uyarılma bozukluklarının altında yatan sebepler olan performansla ilgili zorlukların veya “aaaai olma isteÄŸi”nin elenmesi tedavideki odak noktaları olmalıdır. İliÅŸki ile ilgili faktörler halen cinsel iÅŸlev bozukluklarının oluÅŸumunda odaklanılan bir diÄŸer alanı oluÅŸturur. İletiÅŸim sorunları, güven ya da yakınlığın olmaması ve güç çatışmaları cinsel sorunlara en sık eÅŸlik eden sorunlardır. Kültürel ve toplumsal etmenler de önemlidir. ErkeÄŸe ve kadına biçilen roller de cinsel sorunların sıklığını etkiler gibi görünmektedir.
Cinsel işlev bozukluklarının tedavisini genel olarak ele alırsak;
A. Tedavide genel ilkeler:

1) Hasta olan cinsel iliÅŸkidir.
2) İletişim yoluyla cinsel öykünün yeniden ele alınır
3) tedavide öğrenme becerileri vurgulanır.
4) Eğitim, destek, öneri ve içgörü üzerinden çalışılır.
5) Eşler için kaygı omaksızın yakınlık ve zevk sağlamak hedeflenir.
B. Davranışçı cinsel terapi teknikleri:
1) Eğitim: cinsel yanıtı anlamak
2) Duyumsal keşif: performans kaygısını azaltmak, partnerin cinselliğini öğrenmek, cinsel birleşme dışındaki cinselliğe odaklanmak, iletişimi artırmak
3) Kendini uyarma: kendi cinselliğini öğrenmek, kaygıyı azaltmak
4) Gevşeme eğitimi: kaygının azaltılması
5) Dur/Başla tekniği: özellikle erken boşalmada uygulanır.
6) ileri davranışçı yöntemler
C. Bilişsel Tedavi: Zihni meşgul eden düşünceleri uzaklaştırmak, cinsel haz ve yakınlığa odaklanmak
1) Duyumsal keÅŸif: zihinsel odaklanma
2) Anksiyetenin azaltılması: düşünce durdurulması, dikkati başka yöne çevirme
3) Cinsel tutumların yeniden uyarlanması
4) Öykü terapisi
D. Çift terapisiuygusal ilişkilerde altta yatan işlevsizliği tanımak, çiftlerin iletişimine yardım etmek
1) Çatışma çözümü
2) Yakınlığın artırılması
3) İletişimin artırılması
4) İlişkideki diğer konuların çözümü
E. Bireysel terapi:
1) Cinsellik ve/veya yakınlık ile ilgili ikili duyguların çözülmesi
2) Eşle ilgili ikili duyguların anlaşılması
3) Depresyon veya anksiyetenin tedavisi
4) Cinsellikle ilgili kendilik imajının değişimi
Erektil bozukluğun tedavisi: Erektil bozukluktaki tıbbi nedenleri gözönüne aldığımızda son yıllarda tedavide tıbbi ve cerrahi yaklaşımlar çoğalmıştır. Bunlardan bazıları
(a) cerrahi proaaaler ve penil implantlar,
(b) penis içine (intracorporal) vazoaktif ilaçların enjekte edilmesi,
(c) sıkma (konstriksiyon) halkası ve vakum pompası,
(d) ağızdan uygulanan ilaçlardır.

Ayrıca kan akımı yetersizliği ya da venöz kaçağın düzeltilmesine yönelik cerrahi girişimler de yapılmaktadır. Son yıllarda penil proaaalerin yerleştirilmesi konusunda önemli ilerlemeler vardır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan penil proaaaler arasında yarı-sert, silikon tipte olanlar ve şişirilebilir veya hidrolik proaaaler sayılabilir. Bu cihazlar cinsel ilişkiye girileceği zaman şişirilmekte, ilişki sonrasında da önceki halini alabilmektedir. Şişirilebilen proaaaler çok pahalıdır ve operasyon sonrası komplikasyonlar-enfeksiyon gibi- fazla olabilir. Öte yandan cinsel eş fazla tatmin olmaktadır.

Cerrahi olarak proaaa yerleştirilmesi organik sebebe dayanan (diyabet, hipertansiyon gibi) ve şiddetli (önceden tıbbi tedavi, penise vazoaktif ilaç enjeksiyonu, vakum cihazı denenip sonuç alınamayan hastalar) erektil bozukluklar için önerilmektedir. Penis içine papaverin, prostaglandin E1, fentolamin gibi vazoaktif maddelerin enjekte edilmesi arteriyel kan akımının artırılması ve kan basıncının artmasıyla sertleşmenin oluşması amacına yöneliktir. Başlangıçta etkinliği %75 gibi yüksek olabilir.

Cinsel eşin memnuniyeti de yüksektir. Uzun süreli sertleşme, penis ve testislerde ağrı, peniste doku sertleşmesi, karaciğer işlevlerinde bozukluklar ve genel enfeksiyon gibi komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Vakum cihazları ve sıkma halkaları penise vakum oluşturarak kanın penise dolmasını sağlar. Sıkma halkası en fazla otuz dakika tutulmalıdır. Cinsel eş tarafından kabulü diğer yöntemlerden farklı olmasa da bazen hastaların kabul etmede ve uygulamada zorlandığı belirtilmiştir. Peniste soğukluk, ağrı, hissizlik, boşalmanın olmaması ya da ağrılı olması, morarma gibi yan etkiler görülebilir. İlaç tedavileri yaygın olarak uygulanmaktadır. Etkisini merkezi sinir sistemi üzerinden gösteren bir ilaç olan yohimbin hem organik hem de psikojenik kökenli erektil bozukluklarda kullanılır. Sürekli kullanımda uykusuzluk, başağrısı, çarpıntı, kan basıncında hafif yükselme görülebilir.Trazodon depresyon tedavisinde kullanılan serotonerjik bir ilaçtır. Uzun süre kullanımı gerekir. Yan etki olarak uyku hali, bulantı, kusma, başdönmesi, idrar tutukluğu ve priapizm yapabilir. Sildenafil penisteki düz kasları gevşetip penise kan akımını artırarak etki eder. Bu ilacın etki edebilmesi için cinsel uyarılma gerekmektedir. Erkeklerde cinsel isteği artırmaz. Cinsel aktiviteden 1 saat önce alınmalıdır. Hem organik hem de psikojenik kökenli olgularda etkilidir. Başağrısı, yüzde kızarma, hazımsızlık, burun akıntısı, görme bozukluğu (mavinin algılanmasında bozukluk, parlak ışığa hassasiyet) ve diyare görülebilir. Nitrat grubu ilaçlarla birlikte kullanıldığında ani kan basıncı düşmesi ve buna bağlı ölüme yolaçabilir. Eğer eksikliği saptanırsa erkek cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde testosteron da kullanılabilir. Lipid ve kilo kontrolü yapılarak kullanılmalıdır. Azalmış libidoya etkili olabilir. Gingko Bilobanın antidepresanlara bağlı cinsel yan etkileri düzelttiği bildirilmiştir. Etkisinin genital bölgedeki kan akımı artışına bağlı olduğu düşünülmektedir.

Cinsel tedaviler: Sertleşme bozukluğu bireyin yalnızca partnerli etkinliklerinde görülüyorsa, diğer durumlarda (sabah uyanınca, gün içinde kendiliğinden ya da mastürbasyonda) tam sertleşme varsa, bu sorunun psikolojik olduğu yönünde önemli bir ipucudur. Tedavini başarısında uygulanan yöntemin ve terapistin profesyonel becerisi kadar çiftin tedaviye uygunluğunun, düzelme isteği ve çabasının da rolü vardır. Cinsel terapilerde genelde tedavi oturumları çiftle birlikte düzenlenir. Ancak düzenli bir cinsel eş yoksa bazen bireysel tedaviler de düzenlenebilir. Tedavide bilişsel ve eğitime dayanan girişimler önemlidir. Bu konuda sorunu olan bireylerin sıklıkla cinsel uyarılmanın doğası, cinsel beceriler ve partnerlerinin cinsel tatmin beklentileri konusunda yanlış düşünceleri vardır. Ayrıca çiftlerin iletişim becerileri ve cinselliğe ilgileri de oldukça belirleyicidir.

Terapist ilk görüşmeden itibaren çiftin yanlış cinsel bilgilerini düzelterek, yeri geldikçe doğru cinsel bilgiler vererek, cinsel mitleri tartışıp açıklayarak, cinsel teknikler öğreterek eğitimci rolü oynar. Hem bilişsel hem de kişilerarası süreçlere odaklanan beş basamaklı bir tedavi modelinde; bilişsel yeniden yapılanma, performans kaygısının azaltılması, cinsel beklentilerin düzenlenmesi, çiftin iletişim açısından eğitimi ve yinelemenin önlenmesi yer almaktadır. Her eşin cinsellik hakkında ve cinsel duyguları hakkında konuşması önemlidir. Cinsel ilişkinin birleşmeden ibaret olmadığı, sertleşmenin zevk almak için mutlaka gerekli olmadığı, sertleşme için yeterli cinsel istek ve uyarılma gerektiği ancak kaygının bunu kolayca etkileyebileceği bilinmelidir. Bekar erkeklere yönelik tedavi girişimleri arasında cinsel tutum değişikliği, masturbasyon egzersizleri ve sosyal beceri eğitimi vardır. Genelde özsaygı ve cinsel doyumda artış olduğunda sertleşmede de düzelme olmaktadır. Sonuçta çoğu kişi için tıbbi/cerrahi çözümler zaman gerektiren ve sonucu belirgin olmayan psikolojik tedavi yöntemleri ile kıyaslandığında çabuk çözüm vadeder görünmektedir. Ancak son çalışmalar bilişsel ve kişilerarası faktörlerin önemine işaret etmektedir. Önemli olan birey/çifti iyi değerlendirmek, hangi yaklaşımdan yarar göreceğini bütüncül bir yaklaşımla ele alabilmektir. Erken Boşalma: Boşalma denetiminin öğrenilmesi idrar tutma üzerinde denetim kazanılmasına benzer. Erkekler ergenlik çağlarından başlayarak masturbasyon ya da cinsel ilişki ile genellikle kendiliğinden boşalma denetimini öğrenirler. Ancak seyrek masturbasyon, düzenli cinsel ilişki olanağı olmaması, sınırlı süre içinde para karşılığı ilişki gibi durumlar boşalma refleksi üzerinde denetim sağlamayı öğrenememe olasılığını artırır.

Düzenli bir cinsel yaşamı ve sürekli bir cinsel eşi olmayan erkeklerde erken boşalma tanısı koymakta acele edilmemelidir. Boşalma denetiminin öğrenilmesi için düzenli cinsel deneyim gerekir. Tedavi yaklaşımları arasında geleneksel Dur/Başla ya da Sıkma teknikleri, bilişsel-davranışçı yöntemler ve ilaç tedavileri yer almaktadır. Dur/Başla ya da sıkma teknikleri ile başlangıçta olduça yüksek tedavi oranları bildirilse de sonraki izlemlerde geriye dönüşler de sık görülmüştür. Son yıllarda fluoksetin, klomipramin gibi serotonerjik antidepresanlar tedavide sıklıkla önerilmektedir. Ancak bu ilaçların cinsel isteği veya uyarılmayı azaltabileceği de göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca ağız kuruluğu, uyku hali, kabızlık gibi yan etkileri de ortaya çıkabilir. Azalmış cinsel istek bozukluğunun tedavisi: Öncelikle tıbbi (hormon dengesizliği, ilaç kullanımı ve diyabet gibi) ve psikiyatrik durumlar (depresyon gibi) dışlanmalıdır.

Cinsel istek bozukluğunun psikojenik yönleri bilişsel-davranışçı ve psikodinamik yaklaşımların bütünleştirilmesi ile tedavi edilebilir. Hastalara o esnadaki cinsel sorunlarına yönelik davranışçı ev aaaaleri verilir. derindeki duygusal sorunlar ve tedaviye direnç de ele alınmalıdır. Orgazm ve uyarılma ile ilgili bozukluklarda etkin olan bilişsel davranışçı girişimler cinsel istek bozukluklarında az etkindir. Cinsel istek bozuklukları tedaviye dirençlidir ve tedavi uzun sürelidir. Hastaların tedaviye direnci de belirgindir. Terapist hastanın olumsuzdan çok olumluya odaklanmasını sağlamaya çalışır. Gevşeme teknikleri yararlıdır. Duygular ya da ilgiler üzerine konuşarak iletişimi artırmak yapıcıdır. Zaman zaman anksiyete giderici ilaç tedavisi önermek gerekli olabilir. Eşler eğer uyarılmış değillerse cinsel ilişkiden kaçınmalıdırlar. Çift birbirleri ile fanaaailerini paylaşabilir. Erotik video ve dergiler yararlı olabilir. Eşle birlikte masturbasyon da önerilir. Partner uyarılma dönemine dek cinsel isteği azalmış eşin cinsel organlarını uyarır, ardından kişi kendini uyararak orgazma ulaşır. Masturbasyon becerileri iyi olmayan çiftlerde eğitim önemlidir. Ayrıca masaj, erotik bölgelerin (göğüs, kaba etler, boyun, kulak ) öpülmesi gibi fiziksel uyarının da önemi vurgulanır.

Sonuçta; vererek ve alarak uyarılmayı öğrenmek, vibratörler, kayganlaştırıcılar ve diğer cinsel araçlar, tutkuyu beslemek ve yatak odası dışında da hoş, nazik veya flörtöz olabilmek önemlidir. Erkekte orgazm Bozukluğu ya da Geç Boşalma: Göreceli olarak nadirdir. Bazı cerrahi ya da tıbbi durumlarda (multipl skleroz, omurilik yaralanması, prostat ameliyatı ) veya ilaç kullanımına bağlı olarak görülebilir. Performans kaygısı, gebe bırakma korkusu, cinsel istek azlığı ve koşullanmalara bağlı olarak da görülebilir. Tedavi müdahaleleri arasında performans kaygısını azaltmak, genital uyarılmayı artırmak sayılabilir. Erkekte ağrılı cinsel birleşme oldukça nadirdir. Tedavisi konusunda bilgiler oldukça sınırlıdır.

Sonuç:
1) Masters ve johnson tedavi sonunda başarı oranını %80 ve 5 yıl içinde tekrarlama oranını %5 olarak vermektedir.
2) Son çalışmalar başarı oranlarının sorunların zorluğuna, tekniklerin farklı uygulanmasına bağlı olarak düşük olduğunu göstermektedir.
3) Kadın orgazmik bozukluğu, vajinismus ve erkek erektil bozukluğunun tedaviye cevabı çok iyidir. Erken boşalma için de sonuçlar oldukça iyidir. Ancak özellikle erkeklerdeki cinsel istek azlığının tedaviye yanıtı pek iyi değildir


SaÄŸlık Haberleri • Tags: , , , , , , , , , , , , ,

TaÅŸikardi

saglik.net.trPazartesi, Haziran 14, 2010


TaÅŸikardi

taÅŸikardi
Kalbin dakikadaki vuru sayısının artması.

taÅŸikardi
Kalp atım hızının dakikada 100 ‘ ün üzerine çıkması durumu.

kalbin hızlı atması
Kalbin; dakikada 90′dan fazla atmasına, tıp dilinde taÅŸikardi denir. Ancak bu sayı, yaÅŸ gruplarına göre deÄŸiÅŸir.

normal kalp atışları
0 – 1 yaÅŸları arasında; dakikada 120-140 1 – 3 yaÅŸları arasında; dakikada 90-120 3 – 7 yaÅŸları arasında; dakikada 90- 100 7 – 20 yaÅŸları arasında; dakikada 80 – 90 20 yaşından sonra; dakikada 60-80 arasında deÄŸiÅŸir. Her yaÅŸ grubunda; normal atışın 1 fazlası; kalbin hızlı attığını gösterir. Kalbin atışları, göğüsten, köprücük kemiÄŸi üzerindeki nabızdan veya el bileÄŸinin dış kısmında, kemikle kiriÅŸ arasındaki yerden sayılabilir. taÅŸikardi; her zaman kalp hastalığının belirtisi deÄŸildir. Çünkü koÅŸmak, sindirilmesi güç ÅŸeyler yemek, heyecanlanmak, sigara, içki, çay, kahve içmek, zehirlenmek, bazı ilaçlar ve kadınların aybaşı halleri taÅŸikardiye neden olabilir. Bu çeÅŸit taÅŸikardi, nedenin ortadan kalkmasıyla geçer. Ancak kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, ateÅŸli hastalıklar ve zehirlenmeler de taÅŸikardi yapar. Bu nedenle, doktora baÅŸvurmak gerekir.


SaÄŸlık Haberleri • Tags: ,

Dış Kulak İltihabi (External Otit)

saglik.net.trPazartesi, Haziran 14, 2010


Yüzücü Kulağı diye de bilinir. Yüzücü kulağı (External otitis) dış kulak kanalının ısrarlı biçimde tahriÅŸ olması ve iltihaplanması halidir. Ayrıca bir enfeksiyon da bulunabilir. Kanalda cildin kat kat soyulması (egzama) geliÅŸebilir. Egzamayı kaşırken cilt çatlar ve kulak kanalını bakteri ve mantar istila eder. Kirli suda yüzmek bu hastalığı kapmanın yollarından biridir. Kulak salgısı kanaldan temizlenmeye kalkışıldığında, cilt tahriÅŸ olur, kaşınır veya yırtılır. Bu da o kiÅŸinin en gözde “aletiyle” (toka vs.) kulağını fazla karıştırmasına sebep olur. Bir risk da vardır. 0 da kulak zarını delme olasılığıdır. Saç spreyleri ve saç boyaları da kulak kanalını tahriÅŸ edebilir. Dış otit yüzücü kulağı bazen mantardan kaynaklanır. Aspergillus niger en sık görülen mantardır. Belirtileri, urukkulosisle aynıdır. furunkulosis tekrar tekrar çıbanlar çıkması halidir ve kulak kanalındaki bir tüy kesesinin mikrop kapmasıyla baÅŸlar. Bu rahatsızlık sık sık tekrar eder Dış otit (yüzücü kulağı) genç yetiÅŸkinlerde görülür.
Belirtileri

- Dış kulak kanalının kaşınması

- Kulak ağrısı

- Kulakta sarı veya yeşil sarı kötü kokulu cerahat oluşması

- Başın hareketiyle kulakta ağrı duyulması

- Duyma kaybı.

TeÅŸhis

Eğer kulağınızda kaşınma,kulağınızın içinde pullanma ya da kulak kanalınızda ağrı varsa, bunlar dış kulak yolu iltihabının göstergesi olabilir. Çoğu kez kulaktan dışarı doğru sarımsı ya da sarımsı yeşil bir akıntı olur ve bazen bu akıntıdan sonra ağrı hafifler. Eğer iltihap ya da dokudaki şişme kulak kanalını tıkarsa duyma-da bir azalma olabilir.

Doktorlar otoskop denen bir aletle kulak kanalına bakarak dış kulak yolu iltihabı tanısını koyarlar. Eğer iltihap varsa örnek alınarak laboratuvara gönderilebilir.

Çoğu dış kulak yolu enfeksiyonu rahatsızlık duygusu yaratsa da, uygun tedavi edildiklerinde genellikle tehlikeli değildirler. Bu enfeksiyon,özellikle şeker hastalarında tedavi edilmezse çevre kemiklere ve kıkırdaklara yayılarak hasar verebilir.

Tedavi

Eğer yüzücü kulağı rahatsızlığınız olduğundan şüphelenirseniz, doktora gitmeden önce sancıyı geçirecek bazı şeyler yapabilirsiniz. Kulağınızın üzerine ılık (sıcak değil) bir ufak yastık koymak faydalı olur. Aspirin veya başka bir ağrı kesici de sancıyı azaltır.

Teşhisten sonra doktorunuzun kulak kanalını bir emme aletiyle veya pamuklu çubukla temizlemesi beklenir. Bu tahrişin ve sancının geçmesini sağlayabilir. Doktor sonra çeşitli tedavi metodlarından birini önerebilir. Ekseriyetle kortikosteroidli (kaşıntıyı durdurmak ve iltihabı azaltmak için) bir kulak damlası ve bir antibiyotik (enfeksiyon kontrol etmek için) verilir. Bazen ağızdan alınan haplar da kullanılabilir. Şiddetli ağrı olduğundan ağrı kesici tavsiye edilir. İyileşme sırasında kulağa su kaçmamasına dikkat edilmelidir.

3 veya 4 gün sonra eğer gözle görülür bir iyileşme olmazsa, doktorunuz ağızdan alınmak üzere antibiyotik verebilir. Enfeksiyona neden olan organizma laboratuvar testleriyle belirlenmişse, özellikle onu etkileyecek antibiyotik seçilir. Dış kulak iltihabı (yüzücü kulağı) mantardan kaynaklanıyorsa sülfanilamid tozu serpilerek urunkolisisden kaynaklanıyorsa, ağızdan alınan veya kulak damlası şeklinde verilen antibiyotikle tedavi edilir. Özellikle neden mantar olduğunda bu durum birçok defa tekrar edebilir.

Önlenmesi

Dış otit ekseriyetle önlenebilir. Pis suda yüzmeyin. Banyodan ve yüzmeden sonra kulaklarınızı kurutun. Kulak kanalının rutubetli olması enfeksiyon kapmasını kolaylaştırır. Saçınızı boyarken veya saç spreyi kullanırken kulak deliklerinizi kuzu yününden ufak toplarla kulağınızı kapayın. Bunlar suyu geçirmez.

SaÄŸlık Haberleri • Tags: , , , , , , , , ,

Sarılık

saglik.net.trPazartesi, Haziran 14, 2010


Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Münevver Türkmen
Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi

Sarılık nedir ?
Sarılık yenidoğan bebeğin cildinin ve göz aklarının sarıya boyanmasıdır. Eritrosit dediğimiz kırmızı kan hücrelerinin yıkımı sonucu ortaya çıkan, bilirubin denen sarı renkli bir madde kanda aşırı birikirse sarılığa neden olur.

Yenidoğan bebeklerde neden görülür ?
Normalde kanda biriken bilirubin karaciğer tarafından tutulur ve safra ile barsaklara salgılanır. sonra dışkı ile atılır. Karaciğerin bilirubini yıkım hızından fazla bilirubin oluşacak olursa, sarılık ortaya çıkar. Bu durumun birkaç nedeni vardır.

Yenidoğan bebeğin karaciğeri henüz gelişmesini tamamlamamıştır. Bu yüzden vücutta biriken bilirubini yeteri kadar uzaklaştıramaz,
Yenidoğan bebeklerde karaciğerin yıkabileceğinden fazla bilirubin oluşur,
Bebeğin barsaklarına salgılanan bilirubinin büyük bir kısmı dışkı ile dışarı atılamadan tekrar geri emilir.

Bilirubin nedir ?
Kana rengini veren kırmızı kan hücreleri, hemoglobin denen bir madde içerirler. Yaşam süreleri kısa olan bu hücrelerin, ölmesi sonucu ortaya çıkan hemoglobin sarı renkli bilirubine dönüşür. Normal yenidoğanlar ihtiyacından fazla kırmızı kan hücrelerine sahip olduklarından ve karaciğerleri henüz yeteri kadar olgunlaşmadığından oluşan bilirubini hemen kandan uzaklaştıramazlar. büyük bebekler, çocuklar ve erişkinler bilirubini çabucak kandan uzaklaştırırlar.

Bebeğimin sarardığını nasıl anlayacağım ?
Anne ve babalar bebeklerinin cildinde ve göz aklarındaki renk değişikliğine dikkat etmelidirler. En iyisi bebeğin doğal ışıkta değerlendirilmesidir. Sarılık önce yüzde ardından, gövdede edilir. Sarılık ilerledikçe ayaklara doğru yayılır. Parmağınızla bebeğin burun ucuna veya alnına nazikçe basıp çektiğinizde normalde cilt beyaz görünür. Şayet sarı renk görülüyorsa bebeğinizin doktorunu arayarak sarılığını kontrol etmesini isteyin.

Sarılığın tipleri
Fizyolojik sarılık (normal sarılık, kundak sarılığı)
Sağlıklı, zamanında doğan yenidoğanların %50’ den fazlasında sarılık görülür. Yenidoğan bebeklerin karaciğerlerinin henüz yeteri kadar olgunlaşmamasına bağlıdır. Genellikle 2 ile 4. günde görülür. Bir iki hafta içinde kaybolur.

Prematüre bebeklerin (zamanından önce doğan bebekler) organları gelişimlerini tamamlamamıştır. Karaciğerleri oluşan bilirubini çabucak temizleyemez. Ayrıca bebek hasta ve beslenmemişse barsaklarındaki bilirubini dışkı ile atmaları gecikir. Bu bebeklerin bilirubinleri fazla yükselir ve zamanında doğan bebeklere göre uzun sürer.

Anne sütü sarılığı
Anne sütünde bulunan bazı maddeler sarılığa neden olabilmekte, bilirubin değerleri 20 mg’ın üzerine çıkabilmektedir. Anne sütüne bağlı sarılık 4-7. günlerde başlar. Bir haftadan fazla sürecek olursa doktora danışarak bir iki gün anne sütüne ara vermek gerekebilir. Bu arada bebek mama ile beslenebilir. Anne sütü verilmediği sürede annenin göğüslerinin pompa ile boşaltılarak sütün azalması veya kesilmesi önlenmelidir.

Kan grubu uyuşmazlığı
Eğer bebek anne kan grubundan farklı kan grubuna sahipse, anne bebeğin eritrositlerini tahrip edici antikor üretebilir. Kan grubu uygunsuzluğuna bağlı sarılık genellikle hayatın ilk günü başlar. Anne ile bebek arasındaki Rh uygunsuzluğu ağır sarılığa neden olur. Ancak anneye doğumdan sonraki ilk 72 saat içinde RhoGam denen ilacın enjeksiyonu ile annede antikor oluşması önlenebilir. Böylece sonraki bebek korunmuş olur. Rh uygunsuzluğu genellikle ilk bebeklerde görülmez. Ancak Rh (-) kan grubuna sahip annelerin ilk gebelikleri dahi olsa Doğum Uzmanı tarafından yakından izlenmesi uygun olur.

Bulgular ve tanı
Bebeğin topuğundan alınan az miktarda kan ile bebeğin sarılığına bakılabilir. Sağlıklı zamanında doğan bebeklerde hayatın ilk haftasında bilirubin 12 mg’ın altındadır. 17 mg’ın üzerindeki değerler fazla tetkik ve tedavi gerektirir.

Sarılık bebeğime zarar verebilir mi ?
Kandaki bilirubin çok yükselecek olursa bebeğe zarar verebilir, beyinde hasar yapabilir. Kandaki yüksek bilirubin değerlerinin bebeğe zarar verebilmesi için bebeğin doğumdan sonraki yaşı gün olarak ve başka sağlık sorununun olup olmadığı da önemlidir.

Sarılık nasıl tedavi edilir ?
Hafif sarılıklarda tedavi gerekli değildir. Eğer sarılık yükselmeye devam eder, bebek kendisi bilirubini temizleyemez ise fototerapi denen özel ışınlar veya diğer tedavi yöntemleri ile tedavi gerekebilir. Fototerapide mavi ve beyaz ışık yayan floresan lambaları kullanılır.

Böylece bebeğin vücudunda biriken bilirubin kolayca atılacak şekle dönüşür. Bebeğe çıplak olarak fototerapi uygulanır. Bebeğin gözünü ışınlardan korumak için göz bağı kullanılır. Bu işlemlerin uygulanabilmesi için bebeğin birkaç gün hastanede kalması gerekir.

Bebeğinize fototerapi uygulanması gerektiğinde, doktorunuzla tedavinin ne kadar süreceğini ve nerede uygulanacağını konuşmak uygun olur. Bazı pediatristler ışın tedavisini portatif fototerapi aygıtı ile evde uygulamak isteyebilirler.

Sarılıklı bebeğe uygulanan diğer tedavi yaklaşımları; bebeğin anne sütüyle veya anne sütü yetersiz ise mama ile sık sık beslenmesidir. Böylece mekonyum dediğiniz bilirubinden zengin dışkı bir an önce atılır.

Çok yüksek bilirubin değerlerinde uygulanan diğer bir tedavi yaklaşımı kan değişimidir. Bu uygulamada bebeğin kanı uygun taze kan ile değiştirilerek bilirubin vücuttan uzaklaştırılır.

Doktorumu ne zaman arayacağım ?

Sarılık bebeğin hayatının ilk 24 saati içinde ortaya çıkmışsa,
Bebeğin 37.8oC’den yüksek ateşi varsa,
Bebek hasta görünüyorsa (emmesi, ağlaması zayıf, hareketleri az),
Bebeğin sarılığı 7 günden sonra koyulaşıyorsa,
Bebeğin sarılığı iki haftadan fazla uzamışsa,
Bebek yeteri kadar kilo almıyorsa,

Bebeğimin sarılığı ne kadar süre devam edecek ?
Sarılığın süresi bebekten bebeğe değişir. Sarılık edildikten sonraki birkaç gün içinde yükselir sonra yavaş yavaş düşer. Anne sütü alan bebeklerde mama ile beslenen bebeklere göre sarılık biraz uzun süre gözlenebilir. Bu durumda bilirubin seviyeleri düşüktür ve bebeğe zarar vermez.

Bebeğinizde sarılık şüphesi veya sarılık varsa doktorunuza sormanız gereken sorular ?

Bebeğimin sarılığı var mı ?
BebeÄŸimin bilirubin seviyesi ne kadar ?
Nedeni hakkında ne düşünüyorsunuz ?
Anne sütüne ara vermeli miyim ?
Işın tedavisine ihtiyacı var mı ?
Evde ne yapabiliriz ?

SaÄŸlık Haberleri • Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kıl dönmesi

saglik.net.trPazartesi, Haziran 14, 2010


KIL DÖNMESİ

Kıl dönmesi, kılların kuyruk sokumu ve nadiren göbekte cilt altına geçip yara, abse ve fistül oluşturmasıdır. Kıl dönmesi, yani DERMOİD KİST veya PİLONİDAL SİNÜS, cilt altı kıl yuvası demektir. Sırt ve baştan dökülen kılların kuyruk sokumundaki iki kaba et arasında, kıllı ve terli oluğa takılıp sürtünmelerle oluğun en dibindeki ter bezi deliklerinden vida gibi dönerek cilt altı yağ dokusu içine hissettirmeden girmesi, labirentler açması, peşinden labirentlere giren bakterin de katkısı ile etrafı iltihaplandırması; cerahatlı veya kanlı, pis kokulu akıntılar ve abseler oluşturmasıdır. Sert büro koltuklarında ve bilgisayar başında, özellikle kaykılık pozisyonda uzun süre oturanlarda veya uzun süre jip sürenlerde veya uzun süre otobüs yolculukları yapanlarda sık olur. Kıl dönmesi 16 ila 30 yaş arası kıllı ve gürbüz, genç erkeklerde, nadiren de genç bayanlarda oluşur. Oluş şekline gelince; kıllar yılan derisindeki gibi yivli veya pullu olup, dar ve sıkışık veya sürtünmeli ortamlarda kıpırdandıkça tek yönde ilerler. Saç telini iki parmak ile tutup hafifçe oğuşturunca bu hareketi açıkça görmek mümkündür. Benzer şekilde iki kaba et arasındaki herhangi bir serbest kıl, sürtünme, itelenme ve dönme mekaniği ile oluğun dibine doğru hareket eder. Hiperkeratoz ve aşırı terleme nedeni ile genişlemiş bir ter bezi ağzından deri içine girebilir, peşinden başka bir kıl geçebilir. Giderek bu minik ağız, kılların minik zorlaması ile genişler, deri hücreleri ter bezinin ve deliğin içine doğru yürür ve deliklerin iç yüzeyi cilt epiteli ile döşenerek minik bir tünel oluşur ve peşpeşe kılların buraya girmesi kolaylaşır. Uzun saç kılları bile girebilir. Bazan bir kaç kıl girdikten sonra tünel girişi iyileşip kapanabilir. Ama tünel içindeki kılların ve bakterilerin cilt altında derinlere doğru ilerlemesi ve iltihaplanmalar devam eder. Günün birinde mutlaka abseleşme ve fistülleşme olur. Fistül ağızlarının % 78 i oluğun sol kenarında ve % 82 si kıl giriş deliklerinin yukarı tarafında yer alır.
Kıl dönmesinde Kuyruk Sokumu Neden Tercih Nedeni?

Kuyruk sokumunu tercih nedeninde

1. teori; sırttan dökülen kılların kaba etler nedeni ile oluşan derin olukta birikmesi; iki kaba etin birbirine veya oturulan zemine veya sert ve dar giysilere sürtünmesi ile kılların yürüyebilmesi; kapalı ortam nedeni ile oluktaki cildin incelmesi ve kolay delinip tahriş olması ve sert kuyruk kemiğinin baskısı nedeni kılların da kolay ilerlemesidir.

2. teori; insan vücuduna ana rahmindeyken cilt elbisesi, pelerin şeklinde yukardan aşağıya giydirilir; cilt pelerinin fermuarı gibi kuyruk sokumunda kapatılır. Kapanma sırasında bir kısım cilt dokusu kıl olarak altta kalabilir. Kıllanma yaşına gelince bu bölgede kıllar büyüyerek dermoid kist oluşturabilirler. Kıl dönmesinin bir başka görüldüğü yer göbek çukurudur. Göbek çukuru derin ve kişi kıllı ise akıntı ve apse olabilir. Buraya da kıllar yürüyerek pis kokulu akıntılar, hatta nadiren, göbek etrafında veya karın içinde abse ve fistüller oluşturabilir.

Kıl Dönmesinin Belirtileri Nelerdir?

Kuyruk sokumunda veya anüsün arka yukarı tarafında az hassas küçük şişlikler kaşıntı, akıntı veya akıntısız , kıllı, kılsız, milimetrik delikler ve bazan de abse oluşmasıdır. Muayene ve tetkiklerde içi iltihabi granülasyon dokusu ve kıl dolu kese ve fisütller ve olayı çepe çevre sınırlayan ve kılların derinlere gitmesini önemli ölçüde önleyen kalın fibrotik kılıf görülür. Abselerin hacmi 1 cc den 100 cc ye kadar değişir ve kendini lokal ısı ve ağrı, sistemik ateş ve halsizlik ile belli eder.

Kıl Dönmesi Doğuştan Olabilir Mi?

Son yıllardaki araştırmalar, 16 yıllık tecrübemiz ve histopatolojik incelemeler hastalığın doğuştan değil sonradan kazanıldığını göstermektedir. Tedavi ve takiplerini yaptığımız 1000 den fazla hastanın hiç birinde kıl ve iltihabi tahriş ile oluşan granülasyon dokusu dışında farklı dokuya örneğin kıl ve ter üreten follikül ve ter bezlerine, müstakil deri dokusuna rastlanmamıştır. Bu bulgular hastalığın doğuştan olmadığını gösterir. Ancak kuyruk sokumunda, doğuştan kalan çukur ve delikler varsa bunlar kıllanma dönemi gelince az da olsa risk teşkil eder.

Tedavi Edilmezse Ne Gibi Sorunlar GeliÅŸebilir?

Kuyruk sokumunda abse ve akıntılar eksik olmaz. İkide bir ağrılı abseler nüks eder. Hastalık sağa sola genişler, bölge köstebek yuvasına dönüşür. Yani; dermal epitel denilen deri hücreleri, kılları peşinden kıl kesesinin ve deliklerin içine girip yeni yeni tüneller veya labirentler oluşturur; çok yatay, nadiren diaaa yönde, çok yönlü olarak deri dokusu içinde ilerler. Labirentler içine giren kıl sayısı da, tahriş de artar; hastalık durmadan genişler, pek çok delikten zuhur eden pis kokulu akıntılar dayanılmaz olur. Yıllarca süren kronik, iltihabi akıntılar, nihayette, epidermoid kanser geliştirebilir. Veya hastalık, nadiren de olsa derinleşerek kalın bağırsak, rektum ve mesane içine ilerleyebilir, hatta mesane kanserine dahi yol açabilir. Haliyle bu durumda tedavi zorlaşır ve olaya multidisipliner yaklaşmak gerekir.

Kıl Dönmesi Nasıl Tedavi Edilir?

Bu güne deÄŸin fazla uygulanmış olan tedavi ÅŸekli cerrahidir. Cerrahi tedavi ÅŸeklileri çoktur ve hemen hepsinde saÄŸlam çevre doku ile birlikte hastalıklı dokular genişçe çıkarılır, yara açık bırakılarak aylar süren pansuman ile kapanbası beklenir. Ya da yara çeÅŸitli tekniklerle kapatılır. Kapalı yöntemlerden Limberg in tarif ettiÄŸi, derin olduÄŸu düzleyici flep rotasyonu, en radikal yöntemdir. Ancak 2 – 3 günü hastanede olmak üzere 5 ila 10 gün yatak istirahati, iki gün süreli hemovak dren geniÅŸ spektrumlu antibiyotik tedavisi on gün yüz üstü yatılması ve üzerine oturulmaması, bir hafta su deÄŸdirilmemesi ve operasyon sırasında en ufak bir kıvrım gamze veya oluk bırakılmaması gerekir. DeÄŸilse nüks riski %10 u bulur. Bu nedenle alternatif yöntem araÅŸtırmaları devam etmiÅŸ ve Fenol ile oldukça etkili tedaviler yapılmıştır.

KIL DÖNMESİNDE ALTERNATİF TEDAVİ: GÜMÜŞ NİTRAT ve FENOL

Kıl dönmesinde alternatif tedavi olarak tarafımızdan geliştirilen sklerotik ve litik bir kimyasal ajan olan fenol ve ondan güçlü olan gümüş nitrat uygulamalarımız klasik cerrahi yöntemlere göre çok etkili olmuştur. Bu yöntemde eritilen gümüş nitrat aynen veya fenol, fistül ağızlarından veya foliküllerden içeriye verilir. Kılların yuvalandığı piyojenik granülasyon dokuları ve diğer patalojik dokular; ilaç etkisi ile hızla erir ve gri bulamaç halinde dışarıya akar. Mikro enstrümantasyonla labirentler ve fistüllerin içi temizlenir. Fistül girişleri gerekirse eksize edilir ve tekrar kıl girmemesi için sütüre edilir. Bu işlemler 15 dakikada tamamlanır. Hastalığın çok ilerlediği bazı hastalarda gerekirse labirentler kısmen veya tamamen açılır, kılların ilerde sorun çıkartabileceği gamzemsi çukurluklar ve kıvrımlar varsa küçük plastik ve estetik müdahale ile düzeltilir. Ama eskiden beri mevcut ve pilonidal sinüs oluşturmamış geniş çukurlara müdahale tavsiye edilmez. İşlem bitince labirentler antibiyotikli pomatla doldurulur ve hasta evine gönderilir. Günlük pansuman ve temizlik ve 1 hafta sonunda kontrole gelmesi öğütlenir. İyi kürete edilmiş labirentler genellile 1 haftada iyileşir. Ancak tavanı açılmış labirentelerin ve sinüslerin tamamen kapanması pansuman yardımı ile 2 ila 3 haftayı bulur. Bu sürenin illa da kısaltılması isteniyorsa, fistüllerin fibrotik duvarları, lokal anesaaai altında, kürete veya eksize edildikten sonra sütüre edilir. Bu durumda işlem süresi 30 dakikayı bulur.

Alternatif Tedavide Tam Başarı Şansı Nedir?

Her işte olduğu gibi başarı, dataylarda gizlidir. İşin püf noktalarını iyi bilmek, titizlik yakın ilgi, hasta ve hekim işbirliği başarıyı belirleyen başlıca faktörlerdir. Sadece labirentleri kıldan arındırmak yetmez. Yeni kıl girişimlerine yol açacak mikro girişleri, en küçük şüphe arzeden gamzeleri potansiyel çukurları gidermek şarttır. Kurallara uyulursa, başarı tamdır.

Nüks İhtimali Nedir?

Kıl dönmesinin alternatif tedavisinde, kurallara uyulduÄŸu takdirde, nüks (tekrarlama) ihtimali sadece % 3 – 5 tir. Sebebi de gözden kaçabilecek bazı mikroskobik kıl giriÅŸlerinin kalabilmesi veya hijyenik bakım kusuru sonucu oluÅŸabilecek yeni kıl giriÅŸ delikleridir. Çaresi dikkat ve hijyenik bakımdır. Nüks halinde metodu deÄŸiÅŸtirmeye gerek yoktur. Hatta verilen eÄŸitim sayesinde henüz baÅŸlangıç halinde iken yakalanacağı için çözüm basit ve sonuç kesindir.

Nüksü Önlemek için Hastanın Uyması Gereken Kurallar ve Hijyenik Bakım Nedir?

Hijyenik bakım, ince sıhhi temizlik demektir; şöyle ki; 1 – Hekimin önerdiÄŸi ÅŸekilde, hastalar temizlik ve pansumanlara riayet etmeli. Yara veya kıl giriÅŸ delikleri iyileÅŸtikten sonra, kuyruk sokumu oluÄŸu hergün taharetlenirken yıkanıp silinerek boÅŸta gezen kıllar temizlenmeli. 2 – Kuyruk sokumu sabah akÅŸam giyinirken el ile 3 – 5 saniye fırçalanıp kıl, hav, yün ne varsa uzaklaÅŸtırılmalı 3 – Çok kıllı olanlar, 30 yaşına kadar kuyruk sokumu oluÄŸunu, haftada bir kez kıl dökücü krem ile veya cımbızla temizlemeli, kaba etlerini genişçe traÅŸ ettirmeli. Otuz yaşından sonra, kuyruk sokumu cildi nispeten az terler ve kurur, giderek sertleÅŸip kalınlaşır ve delinme riski kalkar. İster ameliyatla ister ilaçla tedavi olsun tedavi sonrası hijyenik bakım tedavisinin uzun süreli baÅŸarı ÅŸansını doÄŸrudan etkiler.

Alternatif Tedavilerin Yan Etkileri Nelerdir?

Fenol ve gümüş nitrat; labirent dışında kaçırılmadığı sürece hiç bir yan etki oluşturmaz. Kaçırıldığında birkaç gün içinde aynı yerde enflamasyon, ağrı ve akıntı yaparsa da tedavisi lokal anesaaai altında debridmanla sağlanır. İlaç hiç bir zaman damar içine verilmediği için sistemik etki oluşturmaz; dokulardan damar içine geçiş veya emilim olmaz; harici yan etki olmaz.

Kıl Dönmesinde Alternatif Tedavinin Avantajları Nelerdir?

1- Narkoz, yani genel anesaaai gerektirmeyen, az invaziv, konservatif ve pratik bir küçük operasyondur.

2- Hastanede veya evde yatmayı veya istirahati; tahlil ve tetkik gibi bir ön hazırlık gerektirmeyen, günübirlik uygulanabilen bir tedavidir.

3- Nüks ihtimali çok düşük olup nüksetse bile aynı yöntemle, hem de çok kolay bir şekilde tedavisi kesinliğe kavuşturulabilir.

4- Müdahale iz bırakmaz ve çok iyi estetik sağlar, anatomi bozulmaz.

5- Hastaların bu alternatif müdahale için hekime, yarımşar saatten birer gün arayla 2 veya 3 kez uğraması yeterlidir; işten ve yolculuktan alıkoymaz.

Prof.Dr.Nihat Bengisu

SaÄŸlık Haberleri • Tags: , , , ,

Nöropatik Ağrı

saglik.net.trPazartesi, Haziran 14, 2010


NÖROPATİK AĞRI

Beyin veya omurilikte bir hasar sonrası ortaya çıkan bu ağrı türü, kendini genellikle önce bacak ve ayaklarda hissettiriyor
Nöropatik ağrı, merkezi ya da çevresel sinir sisteminin hasar görmesi sonucunda ortaya çıkan süreğen ağrıya verilen isimdir. Nöropatik ağrı, çevresel ve merkezi sinir sistemi arasındaki karmaşık etkileşimlerle ortaya çıkar.

Nöropatik ağrı, hastalar tarafından çeşitli şekillerde tanımlanabilir. En sık kullanılan tanımlayıcı sözcükler batıcı, delici, saplanıcı, yakıcı, iğnelenme tarzında ağrıdır. Ağrı çok şiddetli olabilir, uzun sürelidir ve standart ağrı kesici ilaçlara yanıt vermez. Nöropatik ağrı, diğer birçok ağrının aksine genellikle geceleri artar. Nöropatik ağrıya neden olan durumlar arasında şeker hastalığı, böbrek yetersizliği, zona gibi enfeksiyon hastalıkları, çeşitli damar hastalıkları, alkolizm, bazı nörolojik hastalıklar ve kanser yer alır. Bu gibi hastalıkları olan kişilerde uzun süreli ağrı ortaya çıktığında nöropatik ağrı olabileceği düşünülmelidir. Nöropatik ağrı tanısında ağrının niteliği, zamanı, dağılımı, eşlik eden diğer belirtilerin dikkatle araştırılması önem taşır. Ağrının değerlendirilmesinde en güvenilir kanıt hastanın bildirimidir. Nöropatik ağrı, sinir dağılımına uygun şekilde özel bir yerleşim sergiler, örneğin şeker hastalarında çorap-eldiven tarzında ağrı oluşması tipiktir. Tanı konması için hastaların duysal yakınmalarının yanı sıra sinirlerde hasar oluştuğunun gösterilmesi yeterlidir.

Nöropatik ağrıya neden olan hastalığın tedavi edilmesi gerekir, örneğin şeker hastalarında kan şekerinin sıkı kontrol altında tutulması önemlidir. Nöropatik ağrı tedavisinin temelini ağız yolundan alınan ilaçlar oluşturmaktadır. Nöropatik ağrı, standart ağrı kesici ilaçlara yeterince yanıt vermez, ancak günümüzde etkili ve güvenilir tedavi yöntemleri vardır. Bunların dışında çağın kabusu haline gelen stresi azaltmaya yönelik davranışsal terapilerin de ağrının azaltılmasında yararlı olduğu bilinmektedir.

SaÄŸlık Haberleri • Tags: , , ,